Aç olmadığımız halde neden yemek yiyoruz?
Günümüzde birçok insan aslında fiziksel olarak aç olmadığı halde kendini mutfakta buluyor. Özellikle yoğun geçen bir günün ardından tatlı krizleri yaşamak, stresliyken sürekli atıştırmak ya da üzgünken yemekle rahatlamaya çalışmak artık oldukça yaygın hale geldi. Çoğu kişi bunu irade eksikliği olarak değerlendirse de durum aslında beynimizin çalışma sistemiyle yakından ilişkili.
Beslenme yalnızca mideyi doyurmak değildir. İnsan bazen duygularını da yemekle bastırmaya çalışır. İşte bu noktada “emosyonel yeme” dediğimiz durum ortaya çıkar. Emosyonel yeme; fiziksel açlıktan değil, stres, kaygı, yalnızlık, mutsuzluk veya sıkılma gibi duygulardan kaynaklanan yeme davranışıdır. Kişi tok olsa bile zihinsel olarak bir rahatlama aradığı için yemeğe yönelir.
Bu süreçte özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi tesadüf değildir. Çünkü bu besinler beyindeki ödül sistemini hızlı şekilde aktive eder. Burada devreye dopamin girer. Halk arasında mutluluk hormonu olarak bilinen dopamin aslında beynin ödül ve motivasyon sistemiyle ilişkili önemli bir nörotransmitterdir. Beyin hoşumuza giden bir davranış sonrası dopamin salgılar ve o davranışı tekrar etmemiz için bizi yönlendirir.
Örneğin stresli bir anda çikolata yediğimizde kısa süreli bir rahatlama hissederiz. Beyin bunu “iyi hissettiren davranış” olarak kaydeder. Daha sonra benzer bir stres durumunda tekrar aynı yiyeceği istemeye başlarız. Böylece dopamin döngüsü oluşur. Kısa süreli rahatlama sağlanır ancak ardından çoğu zaman suçluluk hissi gelir. Bu suçluluk yeni bir stres yaratır ve kişi yeniden yemeğe yönelir. Döngü bu şekilde devam eder.
Aslında burada önemli olan nokta gerçek açlık ile duygusal açlığı ayırt edebilmektir. Fiziksel açlık yavaş gelişir ve kişi birçok besini tüketebilir. Duygusal açlık ise aniden ortaya çıkar ve genellikle belirli yiyeceklere yönelim olur. Özellikle “Şu an acilen tatlı yemeliyim” düşüncesi çoğu zaman fizyolojik açlıktan çok duygusal ihtiyacı gösterir.
Modern yaşam koşulları da bu döngüyü güçlendiriyor. Düzensiz uyku, yoğun iş temposu, sürekli ekran maruziyeti ve stres hormonlarının yüksek seyretmesi beynin ödül sistemini daha hassas hale getirebiliyor. Bu nedenle birçok insan farkında olmadan yemeği bir baş etme mekanizması olarak kullanıyor.
Emosyonel yeme davranışını azaltabilmek için öncelikle farkındalık geliştirmek gerekir. Yemek yemeden önce kısa bir durup “Gerçekten aç mıyım, yoksa şu an rahatlamaya mı ihtiyaç duyuyorum?” sorusunu sormak bile önemli bir adımdır. Bunun yanında düzenli öğün tüketmek, yeterli protein ve lif almak, uyku düzenini korumak ve stres yönetimini destekleyen aktiviteler yapmak oldukça faydalıdır.
Burada unutulmaması gereken en önemli konu şudur: Emosyonel yeme bir karakter zayıflığı değildir. Beyin, hormonlar ve psikolojik süreçlerin birlikte çalıştığı biyolojik bir mekanizmadır. Bu nedenle çözüm kendini suçlamak değil; davranışın nedenini anlamak ve sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.
Çünkü bazen bedenimizin değil, zihnimizin doymaya ihtiyacı vardır.
— Diyetisyen Talha Tan
